İngilizceyi Nasıl Öğrendim?

Hayatım boyunca en çok aldığım 2 soruyu yazacak olursam:

    1. İngilizceyi Nasıl Öğrendin?
    2. Yurt Dışında İşe Nasıl Girdin?

Yurt dışında çalışma hikayemi de buradan okuyabileceksin kısa bir zaman sonra. Şimdi ilk sorudan başlayalım.

İngilizceyi Nasıl Öğrendim?

Ülkemizdeki yabancı dil eğitimi ilkokul 4.sınıftan itibaren verilmeye başlanıyor, bunu hepimiz biliyoruz, hepimiz de aldık. “What is your name?” ilk öğrendiğimiz soru oldu, “Sit down!” öğrendiğimiz ilk emir cümlesi.

Bazen düşünüyorum, nasıl ya, nasıl 10 yaşından itibaren dersini gördüğü bir dil hakkında hiçbir kelime konuşamaz bir insan? Nasıl aklında bir tek kelime bile kalmaz ve nasıl üniversiteden mezun olduğunda defalarca kursa giderek yabancı dil öğrenmeye çalışır?

Aslında birçok cevabı var bu soruların. Şimdi bizim konumuz eğitim sistemini, ülkemizdeki öğrencilerin çalışma tarzını eleştirmek ya da buna çözüm bulmaya çalışmak değil. Ben kendi hayatımda İngilizceyi nasıl öğrendiğimi anlatacağım sana.

Not: Sadece ingilizce için değil, yabancı diller için uyguladığım öğrenme tekniklerimi anlattığım yazıyı burdan okuyabilirsin.

İngilizceyi Neden Öğrenmek İstedim?

İngilizce neden önemli bunu sana anlatmamın gereği var mı bilmiyorum. İngilizce bilmek artık bir avantaj sayılmıyor günümüzde çünkü bu zaten sahip olman gereken bir özellik olarak görülüyor. İş görüşmesine gittiğinde İngilizce seviyeni başlangıç olarak belirtmen senin belki de elenen adaylar arasında görünmene sebep oluyor.




Ben mühendislik okurken bunun fazlasıyla farkındaydım evet ama benim yabancı dil öğrenmeyi isteme sebebim sadece mesleğimle ilgili iyi bir işe girmek değildi.

Yabancı insanlarla konuşabilmek, onların dini ve yaşayış şekli hakkında bilgi almak beni çok heyecanlandırıyordu. Ayrıca internetteki her şey yabancı kaynaklıydı, Avrupa Birliği projelerine başvuru yapabilmek için bile belli bir seviyede İngilizce bilmem gerekiyordu, bak başvuru diyorum, katılacağım zamanlardan bahsetmiyorum bile.

Ve açıkçası bir de Jim Sturgess vardı ki sırf onunla konuşabilmek için bile İngilizceyi öğrenebilirdim. 🙂

Ama bu öyle “sihirli değnek değdi de birden İngilizceyi öğrendim” şeklinde değildi. Herkes bu kadar net bir cevap bekliyor sanırım ama değil. Kesinlikle değil, bunu bekleme.

İngilizce Öğrenebilmek İçin Neler Yaptım?

İlkokulda İngilizce öğrenmeyi ve konuşmaya çalışmayı çok seviyordum, daha sonra Anadolu Lisesi’nden mezun oldum, orada da fazlasıyla İngilizceyle içli dışlıydım. İlgim vardı, öğrenmek istiyordum ama bunun için özel bir şey yapmıyordum. Sadece dersleri dinliyor, sınavlarına çalışıyor ve geçiyordum.

Üniversiteye başladığımda da aynı şekilde Mesleki İngilizce derslerini almaya başladım, ileri İngilizce derslerinde hocanın “How are you?” sorusuna cevap veremeyen kişilerden oldum yeri geldiğinde. Amaç dersken, hiçbir zaman aşırı derecede çalışma isteği uyandırmayan bir yabancı dil, dersini almayı bitirdiğimde birden ilgi duyduğum bir araca dönüştü.




Bunda 3. ve 4. sınıflarda katıldığım topluluklarda tanıştığım yabancı arkadaşların, Avrupa Birliği projelerinin, yurt dışında staj yapma isteğimin, yurt dışında yaşama ve iş bulma isteğimin artması vardı tabii ki.

Artık İngilizce bilmek benim için zorunluluktu ve bunun için bir şeyler yapmalıydım. Ve burada bir dili öğrenebilmek için en büyük motivasyonun ne olduğunu söylemem gerekiyor:

*Zorunluluk!

Eğer bir şeyi yapmak zorundaysan, bunun bir yolunu da bulmak zorundasın.

Ben bunu her şeyimi İngilizceleştirmeye başlayarak yaptım. Artık telefonumu İngilizce kullanıyordum, İngilizce günlük tutuyordum, kullandığım siteleri İngilizce seçeneğiyle takip ediyordum ve olabildiğince Türkçe dil seçeneği olan sitelerden uzak durmaya çalışıyordum. Çünkü Türkçeyi zaten biliyordum, öğrenmeye ihtiyacım olan dil İngilizceydi!

Bunun dışında yabancı diziler ve müzikler çok yardımcım oldu, hem ilgimi çeken konularda diziler izleyebiliyordum hem de alt yazılar sayesinde yeni yeni kelimeler ve kalıplar öğreniyordum. İngilizce kitaplarımızda sokak diline dair bir şey anlatılmıyordu haliyle 🙂

Kendimce yazılar yazmaya çalışıyordum ve daha sonra bunu google aramalarda cümle cümle aratıp, böyle bir cümle kullanılıp kullanılmadığına bakıyordum 🙂

Ve belki de en çok kendimi geliştirdiğim durum şuydu: Bir gün Hindistan’dan bir arkadaş edindim ve bana her gün İngilizce bir şeyler anlatmasını istedim. İnançlarını, Hindistan’daki yaşamını, gezmek istediği yerleri anlatıyor ben de ona Türkiye’yi anlatıyordum. Dizi izlerken öğrendiğimi sandığım cümleleri kullanmak/kurmak o kadar zor geliyordu ki!




Daha Türkiye’deyken belli bir düzey İngilizce öğrenebildiğimi düşünüyordum ve artık kendime güveniyordum.

Dil öğrenmenin asıl önemli aşamasına geçebilirdim artık.

*Pratik

Konya’da okuduğum için çok fazla yabancı insanla karşılaşmıyordum, sınıfımızda İngilizce konuşabileceğim kimse yoktu. Ama Mevlana gibi bir turistik mekana sahiptim. Bilen bilir, Selçuk Üniversitesi Kampüsü’nden Mevlana Müzesi tramvayla birkaç yıl sürüyor genelde 🙂

Ama üşenmezdim, bazen sadece bunun için Mevlana’ya gider, Japonya’dan Tayland’dan Çin’den gelen turistlerle konuşmaya çalışırdım. Zaten çok basit konuşma cümleleriyle konuştuğum için anlamakta zorluk çekmiyordum ve çok sempatik oldukları için kendimi çok rahat hissediyordum.

Pratik konusunda tabii ki en büyük gelişme katettiğim aşama ise yurt dışına çıkmak oldu.

*Yurt Dışına Çıkmak

Yurt dışına çıktığında bir dili mükemmel derecede öğrenirsin cümlelerine inanma. Eğer hiç bilmeden gidersen gittiğin gibi döner, sadece gezdiğin yerleri kendine katmış olursun. Yurt dışında yabancı dilini geliştirmek istiyorsan, en azından temel birkaç şeyi bilerek gitmelisin mutlaka.

Ben de temel konuları öğrendikten sonra, yurt dışında İngilizcemi çok geliştirebileceğimi düşünüyordum. Tabii bu geliştirme kısmının hemen olacağını düşünüyordum ve gider gitmez bildiğim bütün cümleleri kurabileceğimi, birden İngilizce konuşmaya başlayabileceğimi ve İngilizce düşünebileceğimi falan sanıyordum. (Hayaller)

Ama gel gör ki, bu da hiç düşündüğüm gibi olmadı.

İlk kez yurt dışına çıktığım gün, havaalanında pasaport kontrolünden geçerken İngiliz kadının bana sorduğu “What is your purpose of visit?” gibi basit bir cümleye nasıl karşılık vereceğimi bilemedim. Evet bütün dil bilgisi kurallarına hakimdim, evet yazarken çok kolay cümle kurabiliyordum ama iş konuşmaya geldiğinde zorlandığımı çok net hatırlıyorum. (Gerçekler)

İlk cümlem hayatımın en zor konuşmasıydı belki.

Ama ikinci cümlem daha kolaydı.

Üçüncü cümlem daha kolaydı.

Dördüncüsü daha kolay….

Ve en sonunda kafamda cümlelerin Türkçe’sini düşünmeden doğrudan İngilizce olarak kurmaya başladığımı farkettim. Bu çok uzun bir süre de değildi. Belki en fazla 10 gün. İnsan kolay alışıyor her şeye. Hemen öğreniyor. Hemen uyguluyor.

Eğer amaç insanlarla anlaşmaksa onu zaten her türlü yapabileceksin. Göreceksin. Ama oturup teknik bir konu üzerine sohbet etmek istiyorsan, biraz çabalaman gerekecek. İşe başladığım dönemlerde Türkiye’den gitmiş olmam herkesin fazlasıyla ilgisini çekiyordu ve herkes ülkemle ilgili sorular soruyordu. Onlara doğru bilgi verebilmek için oturup Türkiye ile ilgili haberleri okuyordum, araştırmalar yapıyordum, kendi kendime ses kaydı yapıp dinliyordum çoğu zaman.

İngilizceyi Öğrenirken Ne Yapmadım?

Herhangi bir dil kursuna gitmedim veya online bir dil öğrenme eğitimi almadım.

İngilizce kitap okuyarak da dil geliştirebildiği de kanıtlanmış bir yöntem aslında ama kitap da okumadım ben açıkçası.

Yabancı insanlarla konuşabileceğin herhangi bir uygulama indirip kullanmadım. Çünkü her gün farklı biriyle “hello hello” tarzındaki konuşmaların bana faydası olduğunu düşünmüyordum.

Kelime yazıp ezberlemeye çalışmadım, kelimelerin her biri kullandıkça aklımda kaldı.

Ne Kazandırdı?

Benim kişiliğim açısından kolay olan kısım kendime güvenmemdi. İstediğim cümleyi söylüyordum, yanlışsa onlar zaten düzeltiyordu. Ama bu güveni elde edebilmem tamamen doğru bilgilere sahip olduğumu düşünmemden geçiyordu.

Biliyordum ki, İngilizce aksanım veya İngilizce dil bilgim mükemmel olmak zorunda değildi. Kendimi rahat hissettiğim sürece istediğim şekilde konuşabileceğimi biliyordum. Önemli olan güvendi, önemli olan iyi hissetmekti.

Şimdi başa dönecek olursam, 4.sınıftan beri neden İngilizce konuşamadığımızı anlayabildin mi?

Çünkü yaptığımız yanlışlarda güldüler, alaya alındık. Söylediğin her cümlenin didik didik incelendiğini bilmek çok rahatsız edici değil mi sence de?




İşte bunu aştığın gün sen de İngilizceyi öğrenebilirsin. Düşünme, tedirgin olma. Hiçbir yabancı senin kelimelerini didiklemeyecek. Genel İngilizceyi yeterince konuşabildikten sonra, teknik İngilizceyi kullanman da kolay olacak.

Sana uzun uzun anlattım. Ben bu şekilde, önce temel kısımları öğrenerek, konuşmaya çalışarak başladım, daha sonra yurt dışında pekiştirdim. Yurt dışında çalışarak da mühendislik anlamında teknik İngilizcemi geliştirdim. Yeri geldi yüzlerce kişinin önünde İngilizce sunum yaptım, yeri geldi tek bir Hollandalı arkadaşımla gecenin 3üne kadar Ortodoks ve İslam gelenekleri hakkında sohbet ettim. Tek bir kişiyle veya yüzlerce kişiyle konuşmanın hiçbir farkı olmadı benim için. Çünkü baktığında yabancı dilin sana katacağı en güzel şey, özgüven olacak. Bir şeyleri başarabilmenin verdiği özgüven, başkalarıyla farklı bir dilde anlaşabilmenin verdiği gurur.

Ben böyle öğrendim. Sen nasıl öğrendin veya öğrenmeyi planlıyorsun?

Benimle de paylaşmak ister misin?

Gülbin Demir

Yurt dışına çıkmanın zor olmadığını iddia eden, 27 ülke gezmiş, binlerce insanla tanışmış, birbirinden farklı onlarca kültürü kıyaslayabilme imkanı bulmuş, öğrendiği her bilgiyi herkesle paylaşmayı seven bir mühendis.

5 thoughts on “İngilizceyi Nasıl Öğrendim?

  • Kasım 17, 2018 tarihinde, saat 9:52 am
    Permalink

    Gülbin çok güzel bir yazı olmuş. Sihirli bir değnek olmaması çok üzücü ya 🙂 En kısa zamanda yurtdışı maceralarını anlatan bir yazı da bekliyoruz . Ellerine sağlık 💖❤💖

    Yanıtla
  • Temmuz 8, 2019 tarihinde, saat 7:29 am
    Permalink

    WUHUUU. Bu bir karmamı. inşaat mühendisi olarak yurt dışına çıkmayı planlarken, bir mühendisin mütevazi yazısı hem de konyada okumuş biri 😀 şaka değil yıllardır her fırsatta dışarı iş için çıkmaya çalıştım aile vs engellerim oldu. hatta mis gibi öys öss puanımla bile bu şehirden çıkmama izin veriledi. şimdi evliyim. Allahtan başka hiçbişey durduramaz bu saatten sonra. umarım bu bi işarettir bizim için. iyice heveslendim. teşekkürler yazı için…

    Yanıtla
    • Temmuz 9, 2019 tarihinde, saat 10:23 am
      Permalink

      Çok teşekkürler güzel yorumun için 🙂 Umarım en kısa zamanda hayallerini gerçekleştirirsin! Çok mutlu oldum bu yazımın seni heveslendirmesine 🙂

      Yanıtla
  • Eylül 3, 2019 tarihinde, saat 10:52 pm
    Permalink

    Merhaba. Benim ingilizce öğrenme hikayeme benziyor. Ortaokulda, lisede, üniversitede ingilizce derslerim çok iyiydi. Ama iki kelime konuşamazdım her öğrenci gibi 🙂 İngilizceden yıllarca uzak kalınca herşeyi unuttuğumu farkettim. Eh iştende ayrılınca boş duran insanı atıl,çöp gibi gördüğüm için kendimi geliştirmeye karar verdim. Tek kelime konuşamayan ben 3 ayda günde 5-6 saat çalışarak, evdeki kuşumla pratik yaparak iyi bir düzeye geldim 🙂 5. ayda sıfırdan c1 yani ileri düzeyde bir yerde olduğumu farkettim. Aslında çok kolay öğrenmek. Size uygun tekniği bulmak, o dile sürekli maruz kalmak ve bol bol pratik işin püf noktası. Hiç gramerle uğraşmadım. Şuan gramerde bilmiyorum ama konuşabiliyorum. Amacımda konuşmak zaten gramer değil…

    Yanıtla
    • Eylül 4, 2019 tarihinde, saat 9:13 am
      Permalink

      Deneyimlerini paylaştığın için teşekkür ediyorum 🙂 İngilizce öğrenmek isteyen bütün arkadaşları heveslendireceği kesin 🙂 Tebrik ederim azmin ve başarıların için!

      Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir